Deneme - Yorum

Şehrin Kentleşmesi ve İnsanın Çaresizliği

Giriş:

İçinde yaşadığımız evren, ruhumuzun ve manevi hayatımızdaki çöküntünün bir aksi olarak ciddi problemlerle karşı karşıya kalmaktadır.  İnsan, kendini yönetecek değerler ve anlayışa sahip olamazsa, çevresindeki mekanik düzen onu kendi kuralları içerisinde yönetmeye başlar ve artık, insanın hakimiyeti yerine eşyanın veya teknolojinin hakimiyeti ortaya çıkar.  Günümüze insan, kent denilen ucu bucağı belli olmayan bina ve insan yığınların sıkıştırıldığı devasa bir fabrika sistemi içindedir.  Bu fabrika içinde insan, kendi hayat felsefesinin gereğini değil, kendine verilmiş rolü yerine getiren birer manivela veya mekanik parça görevini yürütme seviyesinde kalmıştır.

Şehrin kent’e dönüşmesi:

İnsanlık, medeniyet safhasına geçerken sadece madde üzerinde meydana getirdiği gelişme ile değil, yaşadığı mekanı ıslah edip, insanileştirmesiyle de hayatı yaşanabilir hale getirmeye çalışmıştır.  Akıl nimeti, insanın dünyayı imar etmesine vesile olurken, aynı zamanda; dünyayı kendine yararlı hale getirme hedefini de gerçekleştirmekteydi. Ama buradaki asıl kanun, eşyanın insanı değil, insanın eşyayı ve çevreyi kendi değerleri çerçevesinde düzenlemesi doğrultusunda olmasıydı:

İnsan ve diğer varlıkların içinde yaşadığı fiziki çevre, aslında sosyal  çevrenin özelliklerine bağlı olarak şekillenmektedir. Çünkü, yaşadığı çevreyi kendi ihtiyaçlarına ve arzularına göre biçimlendiren bir insan idraki söz konusudur. Bu yüzden, sosyal çevre ve fiziki çevre içi içe bulunmaktadır. İnsanın yerleştiği yerin, onun birçok yönlerden rahat edeceği ve ruhi ve sosyal ihtiyaçlarını karşılayabileceği özelliklere sahip olması gerekir. Bu yüz­den insanlar, tabii özelliklere sahip yerlere yerleşmiş ve buraları kendine faydalı bir hale getirmiştir. (Şener,2014:1)

Burada gerçekleşen olay, her kültür ve medeniyetin sosyal ve manevi yapısına göre bir şehir inşa etmesi gerçeğidir. Nasıl ki bir sanat ürünü, insanın duyguları, yaşama felsefesi ve hayata bakışı ile orantılı bir şekilde gelişiyorsa, aynı şekilde şehir de aynı mantık içerisinde insan ruhu ve varlık anlayışının fiziki dünyayı kendi gerçeği doğrultusunda yeniden şekillendirmesine sebep olur:

Bulunduğu coğrafyaya, içinde barındırdığı insan-insan, insan-tabiat, insan-dünya, yine insan ile somutlaşan geçmiş-şimdi-gelecek ilişkisine göre şehir, her dönemde farklı özelliklerle ortaya çıkar. Her şehir belli kimlik özellikleriyle kültürü oluşturur, barındırır; kültürü ve kültürün ürünü olarak kendisi olur; başka bir anlatımla, şehir’le kültür arasındaki ilişki; o şehrin kimliğini kurar ya da oluşturur. Şehir, ne türden olursa olsun, kültürün oluşturulduğu, saklandığı ya da saklanamadığı, değerli bulunduğu ya da bulunmadığı, anlaşıldığı ya da anlaşılamadığı, yozlaştırıldığı ve yıkıma şiddete uğratıldığı bir ortamdır. (Dikçınar-Yazgan,2009 :85)

Şehrin kentleşmesi, şehrin insana, kültüre ve sosyal hayatın insanileşmesine karşı; maddi gelişmenin, kültürün ve insani değerlerin dışında iktisadi ve finans hareketlerinin merkeze alındığı materyalist ve pragmatist bir dünyanın kurulmasına uygun şekilde  düzenlenmesidir:

Şehir , dünya görüşüne göre şekillenir:

Weber’e göre tam anlamıyla bir kentsel topluluk, bir olgu olarak yalnızca Orta Çağ şartları içinde, Avrupa’da ortaya çıkmıştır. Ona göre belli başlı istisnalar dışında Asya kentleri, yani İslam, Hint ve Çin kentleri yukarıdaki niteliklere tam olarak sahip olmadıklarından, tam bir kentsel topluluk da sayılmazlar. Aslında bu Asya kentlerinin bir kale ya da Pazar’a sahip olmak bakımından sorunları yoktur, ancak özerk bir şekilde seçilen özel hukuk mahkemelerine sahip olmak ya da özerk bir yönetimle yönetilmek nitelikleri eksiktir, bu nitelikler ise Weber’in en çok üzerinde durduğu niteliklerdir. (Kömürcüoglu,a.g.e:18)

Bu anlayış, şehri insana ve kültüre değil; iktisadi, siyasi gelişmelerin doğrultusunda insanı bir mekanizmanın parçası kabul eden görüşün şehre hakim olmasının neticesiydi. İnsanı ve onun manevi-sosyal gerçeğini tanımak istemeden, sadece insanın ihtiraslar ve zevkini ölçü olarak alan bakış açısının sonucu olarak bir kaos ortamını davet eden bir mantığa şahit oluyoruz. Bu noktadan sonra şehir, rantın ve menfaatin merkezi olarak ticari ve fırsatçı arzuların hedefi haline gelmektedir:

Toprağı, dünyayı ve şehri gayrimeşru bir şekilde kazan kapısı olarak görmek, bu temel yanılgıları sürdüren müesseseler vasıtasıyla halka zorla kabul ettirilip yaygınlaştırılmakta; yayın ve telkin araçlarıyla çok boyutlu bir kirlilik-yanılgılar-hastalıklar zinciri herkese zorla benimsetilmektedir.

Tercih ve kararların özünde, kendi inanç sistemiyle ilgili bir referanslar sistemine dayandırılmış olması gerekmektedir.  Faydacı ve pragmatik referans noktalarına dayalı bir değerlendirme, insanı herhangi bir türden oportünistik sömürü alanlarına yöneltebilir.  Öbür yandan, akılcı yaklaşımlara dayalı değerlendirmeler ise, zihin, “ratio” ve onun yönlendirmelerine müsbet olunan değerlere göre biçimlenecektir. (Cansever,2010:16)

Batının maddeci bakış açısına dayalı hayat anlayışı, şehri; sadece fiziki ve teknolojik manada geliştirirken, onun ruhunu öldürmüş ve sosyal hayatı  huzursuz, zorluk içinde ve insanı eşyaya köle edecek bir yapıyı hakim kılmıştır.  Sadece bununla kalmayıp, birbirine yabancılaşmış ve birbirine destek olmak yerine, birbirini kandıran, sömüren bir bakış açısını geçerli kılmıştır. Şehrin, kentleşmesi ile bu sözde modern mekanlar; uzun zamandan beri suç örgütlerinin merkezi haline gelmiştir. Elbetteki, eşya ve teknoloji merkezli bir mantığa dayalı olarak kurulan kentler, kendi problemlerini yine maddeci varlığından üretmeye başlamışlardır.

İslam şehrinin özelliği:

Uzmanlar bir İslam kentinin beş temel yapısal öğe üzerine oturduğunu tartışmışlardır. Bunlar cami, çarşı, mesken alanlarıyla dış mahalleler, kale ve yönetici sınıfın oturduğu saraylardır. İslam medeniyeti geliştikçe, İslam şehri de gelişmiş ve bu öğelere yeni öğeler eklenmiştir. Lombard da benzer bir görüşe sahip olup ona göre merkezinde yer alan büyük cami pazarın ahlaki merkezi konumundadır. Cami koruyucu ve birleştirici bir öğedir, dahası şehir merkezindeki ilişkiler ağının çekirdeğini teşkil etmektedir. (Tuzcuoğlu, 2003: 46)

Şehrin, ev ve sosyal hayat ile bütünlüğü, İslam şehir anlayışının en önemli karakteridir. Çünkü, insanın varlığı ve yaşama kültürü, şehrin iktisadi, fiziki ve estetik yönünü tamamladığı ölçüde anlamlıdır ve doğrudur. Şehir, insan hayatına yeni ve faydalı boyutlar katabildiği zaman kendi amacına hizmet etmektedir:

Yapılan yeni bir evin sokaktaki mevkisi, komşuların bu yeni yerleşim biçiminden olumsuz etkilenmeleri, kadıların devlet adına müdahalesini ve denetimini gerektiren haller içine girmektedir. Bu çerçevede kadılar, yeni açtırılan bir kapının mahremiyetini bozmadığından emin olmak için soruşturma yaptırır. Komşuların isteği üzerine, kötü durumdaki bir yapının bitişik evler açısından tehlike oluşturup oluşturmadığına bakar.

Bir mahallede kurulması tasarlanan dikim atölyesinin gürültüye sebep olacağı konusundaki şikayeti, soruşturma sonrasında reddeder” (El Nahal’den Raymond, s.82’den Akt. Doğan, 2002 :18)

Modern anlayış, eşyalara göre insanın ve toplumun dizayn edilmesini hedeflediğinden, insan kent hayatında mutsuz, tedirgin ve yalnızdır. Bu yüzden kendisini eğlendiren, zamanını dolduran ve eşyalar ile avunarak zamanını geçirmeye çalışır. Çünkü, kent; onun iç dünyasının beklentilerine cevap verebilecek nitelikte değildir.

Bu yüzden, şehrin insaniliği ve hayatın sosyal ve manevi değerler ile yönlendirilmesi gerçeği, kentin maddeci ve faydacı bakış açısı ile değiştirilmesiyle birlikte dönüştürülerek insan merkezli bir medeniyet yerine, eşyaların kutsandığı yaşama tarzı haline getirilmiştir.

Yeniden insanı, toplumu ve en önemlisi medeniyeti hakim hale getirmek istiyorsak, şehir kavramı ve konseptini anlamak; ahlakı, kültürü ve sanatı  ön plana alan şehir anlayışını hakim kılmak zorundayız.

Kaynaklar:

Cansever, Turgut ( 2010) İslam’da Şehir ve Mimari , Timas Yayınları,  İstanbul

Dikçınar Sel Berna-Gül, Yazgan (2009)Kentsel Mekanların Aynılaşması: Midyat Örneği, ,

Megaron Journal, Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi,  Cilt.4, Sayı.2

Doğan, İsmail (2002) Korumacılığın Kent Kültüründen Çıkaracağı Dersler,Ankara Üniversitesi Yayını,  Ankara

Kömürcüoğlu, Mustafa (2012) İdari Sosyal Ekonomik ve Mekansal Yönleriyle Kentsel Dönüşüm, Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Sakarya

Şener, Sami (2014) Şehir ve Medeniyet İlişkisi, Medeniyet Araştırmaları Dergisi, İst.Medeniyet Üniversitesi, Yıl.2, Sayı.2

Tuzcuoğlu, Ferruh, (2003) Metropoliten Yönetim, Sakarya Kitabevi, Sakarya.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir