Gezi

Dürüstler Ülkesi Burkina Faso

Hayatın sakin, sessiz ve sıcak geçtiği Burkina Faso’da insanlarda sinir, stres, telaş, panik gibi durumlardan eser bile bulmak mümkün değil. Ne olursa olsun her şeye tebessümle karşılık veren, son derece sıcakkanlı ve sempatik olan Burkina Fasoluların bu özelliği bizi hayrete düşürüyor.

Çok yüksek volümde çalınan müzikler, her yerde duyabileceğiniz Afrika müzikleri, sürekli futbol oynayan küçüklü büyüklü guruplar adeta en büyük eğlencesi buranın.

1960 yılında bağımsızlığına kavuşan ve bugün cumhuriyetle yönetilen Burkina Faso, “dürüst insanların ülkesi” anlamına geliyor. Batı Afrika’da bulunan Burkina Faso, 13 milyon nüfuslu ve 274.000 km2 yüzölçümüne sahip; Mali, Nijer, Fildişi Sahili, Togo ve Gana ile komşu olan bir ülke. 1960 yılında bağımsızlığını elde etmiş bir Fransız sömürgesi olan Burkina Faso, birçok Afrika ülkesi gibi maalesef açlık, kuraklık ve salgın hastalıklar ile boğuşuyor. Ülkenin anadili Fransızca olmakla beraber ülkede birçok etnik dil de konuşulmakta.

Senede iki mevsimin yaşandığı ülke yağmur mevsimini geride bırakırken sel baskınları kasaba ve köylere, tarlalardaki ekinlere çok büyük zarar vermekte. İnsanların tek geçim kaynağı hayvancılık. Tarım ise kuraklıktan en çok etkilenen alan. Toprakların sadece %10’u ekilebiliyor; sulama ise maalesef yağmur suyu ile gerçekleşiyor. Kuraklık, çiftçilerin korkulu rüyası haline gelmiş durumda.

İnsanlar, yağmur mevsiminin oluşturduğu gölet ve su birikintilerinden ne yazık ki geçici olarak su ihtiyaçlarını karşılamaya çalışıyor. Ve ne yazık ki bu yağmur suları aynı zamanda çocukların ve gençlerin oyun ve eğlence aracı oluyor. Kirli ve hastalık saçan yağmur sularına aldırış etmeden bu suyla sabah akşam yıkanan, suda yüzüp oynayan çocukların ve çamaşır olsun bulaşık olsun, yıkanacak neleri varsa hepsini bu toprak rengindeki bulanık yağmur suyunda yıkayan kadınların ülkesi Burkina Faso…

Bütün bunlara üzülerek şahit olurken, Burkina Faso’da ortalama insan ömrünün sadece 46 yıl olduğunu öğreniyoruz. O zaman kendi kendime, “Bu şartlar altında bu süre çok bile…” diyorum. Bu sağlıksız koşullara rağmen ülkedeki doktor sayısının yok denecek kadar az olması ve ülkede sadece bir üniversitenin ve bir hastanenin bulunması, durumu hepten vahim bir hale sokuyor. Ülkenin kimi bölgelerinde 30 bin kişiye sadece bir doktor düşüyor.

Elektrik köylerde pek yaygın olmasa da şehirlerde mevcut. Lübnan ve Fransız vatandaşlarının otel ve restoran işletmeciliği yaptığı bu ülkeye gelen turistler kalacak temiz otel bulma problemi ile karşılaşmıyorlar. Sokaklar güvenilir, insanlar yabancıları seviyor. Özellikle de sabah ve akşamları insanların birbirlerine “İyi sabahlar!”, “İyi akşamlar!” deme alışkanlıkları dikkatimizden kaçmıyor.

Caddelerde çok nadir olarak araba görüyoruz. Onlar da eski model Alman malı arabalarından oluşuyor. Ulaşım daha çok bisiklet ve motosikletler ile sağlanıyor. Yaşlı genç herkes bunları, özellikle de bisikletleri kullanıyor. Şehirlerarası ulaşımda ise eski model otobüsler kullanılıyor.

Öğlene kadar sessiz ve sakin olan şehir, ikindi civarı biraz hareketlenirken akşam iyiden iyiye canlanmaya başlıyor. Havanın serinlemesi ve güneşin yakıcı etkisini kaybetmesiyle insanlar kendilerini sokağa atıyorlar.

Nüfusun %50’sinin Müslüman, %50’sinin ise Hıristiyan olduğu ifade edilse de bu oran genelde kendilerine nüfus oranını sorduğunuz kesime göre değişiyor. Müslümanlar da Hıristiyanlar da kendilerini % 70’lerdeki nüfus oranıyla çoğunluk olarak gösteriyor. Her şeye rağmen Müslüman ve Hıristiyan aileler iç içeler; aynı mahallelerde oturuyor, aynı ortamları paylaşıyor, sıcak komşuluk ilişkileri geliştiriyorlar. Hıristiyan ve Müslümanların birbirleriyle evlenmesi ise son derece yaygın görülüyor.

Köylerde geçim tamamen tarım ve hayvancılıkla sağlanırken; şehirlerde yaşayanlar ise yurt dışından, özellikle de Çin, Fransa ve Fas gibi ülkelerden gelen ucuz giyim ve gıda malzemelerini satarak geçimlerini temin ediyorlar. Gençler genellikle radyo, ayakkabı, telefon kartı gibi ellerinde satılacak ne varsa çevrede dolaşarak bunları satmaya çalışıyorlar. Çocukların. ellerindeki tepsilerde ev yapımı hamur işi, bisküvi satarak evlerine katkı sağladığı ülkenin pazarlarında tane ile mevsim portakalı, dilimle karpuz ya da naylon poşetlerde su satın almak mümkün. Ayrıca insanların büyük bölümü her yıl komşu ülkelerden Fildişi Sahili’ne ve Gana’ya çalışmaya giderek para kazanmaya çalışıyor ve ailelerine gönderdikleri para ile evlerinin eksiklerini gideriyorlar.

Dikkatlerimizden kaçmayan bir diğer şey ise ülkede futbola ve müziğe olan aşırı düşkünlük. Çok yüksek volümde çalınan müzikler, her yerde duyabileceğiniz Afrika müzikleri, sürekli futbol oynayan küçüklü büyüklü guruplar adeta en büyük eğlencesi buranın.

Okuma-yazma oranının çok düşük, sadece %18’lerde olduğu ülkenin bu iç karartıcı durumundan istifade eden misyoner Fransız ve Amerikalı kuruluşlar, burada dil okulları açarak başarılı öğrencileri kendi ülkelerine götürüp okutmak için yoğun projeler geliştiriyor. Bu durum, sömürgeciliğin kesintisiz bir biçimde halen devam ettiğinin bir göstergesi…

Hayatın sakin, sessiz ve sıcak geçtiği Burkina Faso’da insanlarda sinir, stres, telaş, panik gibi durumlardan eser bile bulmak mümkün değil. Ne olursa olsun her şeye tebessümle karşılık veren, son derece sıcakkanlı ve sempatik olan Burkina Fasoluların bu özelliği bizi hayrete düşürüyor.

Ülkenin tek ulusal parkına gezmeye gittiğimizde maalesef buranın da ülkenin genelindeki fakirlikten nasibini aldığını görüyoruz. Çok geniş bir alana sahip olan parkta aslanlar, kaplanlar, yılanlar, zebralar, maymunlar, kaplumbağalar, develer, devekuşları ve daha birçok değişik hayvan türü bulunmasına rağmen idari zayıflık ve yoksul ülke olmanın getirdiği olumsuz yapı dolayısıyla burada da içimiz burkuluyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir